2 Şubat 2011 Çarşamba

Duygular

Duygular üzerine düşünüyordum. Bir blogta duygusallık üzerine bir serzeniş görünce hadi dedim, bütün gece kıvranıp zaten yazdın bu yazıyı, şimdi kayda geçir.


Duygular hep anlamakta zorlandığımız, akıl ile çözümlemeye çalıştığımızda çuvalladığımız bir tarafımız. İyi kötü hepimiz biliriz duyguların akılla, mantıkla, felsefe ile bir ilgisi olmadığını. Kalp ile ilgilidir, gönül ile ilgilidir. Duygularımız bizim ruh dünyamızla ilgilidir. 


Gerçekten öyle mi? Duygularımız bizim ruhumuzla, manevi dünyamızla mı ilgili? Yoksa doğrudan doğruya biyolojik bedenimizle mi ilgili?


Bir kaç gün önce gazetenin birinde okuyorum: "Antidepresanların yan etkileri şöyle de böyle de, .... Antidepresan kullanan hasta önüne gelene aşık oluyor. İlacın kullanımı durdurulunca da aşkı bitiyor...". Başka bir araştırma: "Erkek deneklere dişi fenomeni koklatılması, fotoğrafta gösterilen kadını beğenmesini etkiliyor." Benzer şeyleri hepimiz hatırlarız. "Masum yüzü olan bir kadın görünce erkekler şu hormonu salgılıyor" gibi, neymiş efendim o hormon da koruma içgüdüsünü tetikliyormuş. Erkek o kadını korumaya kalkanına alınca da kadın yelkenleri suya indiriyormuş. hehehehehehe. Süper. Karmaşık birer robottan farklı olmadığımızı düşündürüyor bu tarz araştırma sonuçları.


Bedenimizin kullandığı iki tür iletişim yöntemi var galiba. Biri standart iletişim yöntemi (hormonlar, kimyasallar, kan yoluyla), diğeri de ivedi iletişim yöntemi (sinirler). Bedendeki organların tamamı ihtiyaçlarını, eksiklerini kimyasallar ile bildiriyor. Bunu tamamlayacak olan organ da yine bu eksik kimyasalı üretebiliyorsa üretip kana bırakıyor ya da dışarıdan alınması için talimat veriyor. Bizce anlamsız olan bir zamanda canımızın bir şey çekmesi ya da aşermek ihtiyaç olan malzemenin dışarıdan temininden başka bişi mi? Değil gibi görünüyor.


Dışarıdan temin edilen kimyasallar bir yana, duygularımızı yöneten kimyasallar beden içinde üretilenler (ya da üretilmesi gerekenler). Şimdi bana bunların ismini sormayın, bi yığın latince kelime. Ne dilim döner söylemeye ne de aklımda tutabilirim o kadar şeyi. Hoş bu ara endorfin ismini gaaayet kolaylıkla aklımda tutabiliyorum. :))


E peki nasıl oluyor da bu kimyasallar bizim duygu dünyamızı şekillendiriyor, lafı dolandırmayalım, duygularımızı açığa çıkartıyor? Çok da karmaşık değil aslında. Yemek yer bedenin ihtiyacı olan enerji ve kimyasalları temin edersiniz ve anında mutluluk hormonu ile ödüllendirilirsiniz. Bir ihtiyaç sahibine yardım edersiniz anında bilmemne hormonu üretirsiniz, o hormon da ne hikmetse ömrü uzatır. Masum yüzlü bir kadını korumaya aldığınızda da aynı hormon işte ortalığı karıştıran. Sonuçta hangi duygumuzu incelesek hep altında bir veya birkaç hormonun işgüzarlığını görürüz. 


Hormonların, kimyasalların duygular üzerindeki etkilerini detaylı olarak inceleme gereği bile duymadım. Şu hormon/hormonlar şu duyguyu açığa çıkartıyor, bu kimyasallar bu duyguyu... Benim için önemli olan maneviyatımızdan geldiğini zannettiğimiz duygularımızın aslında kan damarlarımızda dolaşan kimyasallarla sağlanıyor olmasıdır. Eee bu neyi anlatır peki? Neyi anlatacak, insanı insan yapanın duygular olduğunu öğrettiler bize. Basit bir kimyasal/hormonal tepkime alt tarafı. Tamam bunu öğrendik de sorunlarımız çözüldü mü? :)) Sanmıyorum, ben hala endorfin istiyorum. :)))


Buraya kadar olan kısım zâhirdi. Bâtından bişi ekliyeyim de rahat edeyim: İnsan duygusal değil, duyarlı bir varlıktır. Duygusallık insansı vasfıdır.


Çok derinlerimizden geldiğini kabullendiğimiz duygularımız aslında derimizin altındaki tepkimelerin ve hatta tepişmelerin açığa çıkışı sadece. ;))

2 yorum:

Defansif Matmazel dedi ki...

Çok hoş bir yazı olmuş.
Keyif aldım okurken.
Şu endorfin 2 olsun ;) Tercihim;duble + çift zeytin ;)
Sevgiler.

Bilge dedi ki...

Anladığım yerler için teşekkür ederim Matmazel. Şu ara verdiğim kimyasal savaşı atlatıp endorfinime kavuşunca anlamadığım yerleri soracağım.