29 Aralık 2010 Çarşamba

Katil


Kuşadası'nda sahilde bir ilkokul var. Adı Mahmut Esat Bozkurt. Oradan mezun oldum. İki katlı güzel bir mimarisi olan eski bir bina. Tahta merdivenler, tahta zemin. Karşısında sahil, sahilin etrafında dizilmiş bir kaç lokanta. İskeleye doğru giden tarafta bir kaç balıkçı kulübesi dizili. Hep oralara gider balıkçıları izlerdim. Hasar görmüş ağlarını tamir ederlerdi. Elleri öyle bir hızla çalışırdı ki asla göremezdim ne yaptıklarını. Saatlerce izlerdim onları. Kocaman bir sepetleri vardı. Sepetin ağzında mantar yapıştırmışlar, içinde belki kilometrelerce misina, belli aralıklarla bu misinalara ek yapmışlar, eklerin ucuna da minicik oltaları bağlayıp sepetin kenarındaki mantara iliştirip telaşlı bir hazırlık yaşarlardı. O telaşlarını, telaşlarının içindeki şaşmaz keskinlikte ellerinin işleyişini izlemek büyük keyifti benim için. Parakete imiş bu yaptıkları sepetin adı.


Bir gün bir misina aldım birinden, ucuna da olta bağlattım. Para bile almadı benden balıkçı. Çocuk sevindiriyordu en nihayetinde. O coşku ile iskeleye gittim. Niyetim balık tutmak. O dönem bizler iskeleden denize girebiliyoruz, kimse bişi demiyor. Şimdi pasaport istiyorlar. :( Çok derin orası, iskeleden baktığımızda en derinlerde benim boyumda kocaman balıklar yüzüyor. Aç gözlülükle onları tutma hevesindeyim. İskelenin denizden yüksekliği öyle fazla da değil 3 bilemedin 4 metre.  Elimdeki misinanın boyu 2 bilemedin 3 metre. :)) Deniz seviyesine kadar inen bir basamak var. İnip yanımda getirdiğim ekmeği ıslatıp hamur yaparak balık yemi yaptım. Olta suya girince beceriksizce iliştirilmiş ekmek dağılıyor denize karışıyor, derinlerdeki o kocaman balıklar tenezzül edip yüzeye gelmiyordu. Ufak tefek balıklar yok ortalıkta. Getirdiğim yemlik ekmeği tüketince, aldım değerli oltamı kayalıklara seğirttim. Yemsiz memsiz attım oltamı bekliyorum. Etraftaki çocuklar dalga geçiyorlar yemim yok diye. Bir balık tuttum, şimdi düşünüyorum da, 2 santim ya var ya yok. Ama o zamanki çocuk bakışıma göre o kocaman bir torikti... Hayatımda avlanma gayesi ile ilk can alışım budur.

Yıllar sonra lise çağlarındayken, köyde teyzemin oğlu ile dağda geziyoruz. Av tüfeğini verdi bana atış yapayım diye. Bir çalıya ateş ettiğimi hatırlıyorum. O gürültü, hedefte bir canlı olsaydı başına gelecek olanları düşündüm. Sevmedim.

Puslu hatıralarımı deşelediğimde bir kaç deniz canlısının dışında can almadığımı görüyorum. Avlanmak, bir canlıyı öldürmek hiç cazip gelmedi bana. Kurbanda bile kesilen hayvanların kesim anını izlemek istemezdim. Bu hayata duyduğum saygı mı yoksa başka bir şey mi diye de hiç sorgulamadım. Sevmedim sadece...

Lisede atletik oluşum, takdir ve teşekkürler ile sınıfları geçişim milli güvenlik hocamızın dikkatini çekmiş, bana harp okulu girişi için evraklar vermişti. Hepsini doldurdum. Teslim edip sınavlara giricem. Teslim etmedim. Sınavlara girmek istemedim. Nedenini sorduğunda "Emir altına girmek istemiyorum." demiştim. Oysa aklımdaki gerçek cevabı, kendi halinden utanmasın diye söylememiştim. Ben profesyonel katil olmak istememiştim. Hepsi bu.

6 yorum:

Aslısın dedi ki...

Halinden utanmazdı büyük ihtimalle. Kendince bulduğu anlamın arkasına sığınıp ya seni aşağılardı ya da duymazdan gelirdi. İnsanoğlu bu, böyle başa çıkıyor her işle.

Bilge dedi ki...

Kendimize bile söylediğimiz yalanlar var. Onlar olmadan yaşamak mümkün mü acaba?

Cem dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Cem dedi ki...

Balıkların belki de bizler gibi nefes almadığı için, ya da diğer canlılar gibi, sevincini, üzüntüsünü, korkusunu anlayamadığımız için farklı bir imajı var kafamda..

Ama balık dışındaki hiçbir canlının öldürülmesi fikrine sıcak bakamıyorum..
İster yemek için, isterse zevk için yapılsın, avcılığın spor olarak algılanmasına ise tamamen karşıyım..

Bir adam bir kaplanı öldürürse bunun adı spordur ama bir kaplan bir adamı öldürürse bunun adı vahşettir..
Var mı böyle bir mantık?
O zaman kaplan da spor yapıyordur..

Depresif Ayu dedi ki...

Bilgecim, avcılardan o kadar nefret ediyorum ki anlatamam. Zavallı hayvancıkları vurup öldürüyorlar. Tamam belki mezbahalarda da binlerce hayvan kesiliyor ama o daha farklı geliyor bana. avcılığın spor olarak algılanmasından tiksiniyorum.

son paragraftaki düşüncelerinden dolayı da ellerinden öpüyorum.

Bilge dedi ki...

Haklısın Cem. Bize BEN merkezli düşünmeyi öğrettiler. Biz de insan merkezli düşünmeyi keşfettik. O da spor yapıyordur... Bunu hayal etmek bile pek çok insanın kanını dondurmaya yeter.

Ayucum, avlanmak bana ters geldi. Makul olduğunu düşünenler olabilir. Bana göre öldürmenin tek bir haklı gerekçesi olabilir. Ölmemek için öldürmek. Dişlerimi fırçalarken bile milyonlarca canı katlettiğimi biliyor, bundan rahatsız olmuyorum. Ölmemek için öldürmek.

Mezhabalarda kesilen hayvanlar için ben de farklı düşünüyorum. Bazı canlıların varlık sebebinin gıda olduğunu biliyorum.