19 Aralık 2010 Pazar

Damağınız Ölmesin

Yarenim aradı, bizim Ufaklık çok bunalmış bu sene şöyle kafa dinlemek için tatile çıkmak istiyormuş, birlikte bişi yapalım diyor. Gidelim mi hep beraber Aydın'a? diye sordu. A olur valla, biz burdan direk geçelim mi, yoksa oraya gelelim yolda da birlikte mi oluruz? diye sorunca, Atlayıp gelin ya, hem benzine ortak olursunuz, hem de yolda dedikodu yaparız dedi...

Biraderle atladık gittik Ankara'ya. Dostları gezip hal hatır ettik, Ufaklık da işlerini halletti çıktık yola. O nasıl berbat bir yol keyfi öyle, keyif değil tam ızdırap. Ufaklığın kafası cidden iyi dellenmiş, hiç bir yerde durmadı (tuvalete gitmek için bile yalvardık), sağımıza solumuza bakamadık, ona buna takılamadık, arka koltukta Yarenimle birlikte eziyet içinde konduk Aydın'a! Konduk diyorum, uçtuk çünkü.


Aydın'da benim asker arkadaşımın evine gittik, biraz dinlenir arada Didim, Kuşadası yapar, denize de gireriz diye heves ediyoruz. Bu gezinin detaylarına bir gün belki değinirim. O arada İstanbul'dan bir dostum aradı, İzmirdeymiş. Atla gel burada şunlar şunlar var, gezeriz. Vakti müsaitmiş atladı geldi katıldı bize.

O geceki rakı sofrasındaki bol kahkahalı muhabbetin arasında, ertesi gün bizim köydeki bir akrabaya ziyarete gitmeye karar verdik. Birader de export rakı almış onun için, onu veririm diye hevesli gitmeye.

Ertesi gün ben, birader, yarenim, ufaklık ve dost çıktık yola. Didime 15 km falan mesafede bizimkilerin köyü. Köye girmeden önce bir viraj, viraj başında çok eski bir çeşme, çeşmeden sonra da yılan gibi kıvrılarak yükselen dik bir rampanın hemen girişinde bizimkilerin tarlası. Çektik arabayı sağa.

Böyle şehirlerarası otobüs durakları olur, tenekeden. Duraktan bozma gibi duran teneke bir kulübe var yol kenarında, yengem onun içine elzem malzemeleri koymuş; tüp, ocak, tuz, baharatlar, çatal bıçak, tabak çanak... Mini mutfak gibi bişi yani. Kulübenin bir tarafında çilek serası, diğer tarafında da sazlardan, ottan çöpten yapılmış bir çardak. Çardağın altında bir masa, masanın bir tarafında uzun bir tabure, 3-4 sandalye. Püfür püfür esiyor.

Yengem aç mısınız diye sorduğunda ben atladım hemen "Ölüyoz yenge açlıktan! Ne var yemek?", "Aaa oğlum yok bişi ama uydurcaz artık Allah ne verdiyse." diyerek başladı yemek işine. Kolay mı? Biz zaten beş kişiyiz onlar da iki. Yedi kişilik yemek yapıcak. Biraz hal hatır sohbetten sonra, teyze oğlu (hep abi derim ona) "Eeee! misafirin getirdiği, misafir gitmeden açılır ikram edilir" dedi ve açtık rakıyı. Onca adam, aç karnına, o mis gibi havada hiç bir şey anlamadık içtiğimizden, bitiverdi pıt diye.

Rakı biterken daha, yengem başladı sofrayı hazır etmeye. Önceki günden kalma arpacık şehriyesi çorbası, bulgur pilavı ve taze yapılmış biber patlıcan domates kızartması... Şöyle bir baktım sofraya "Umarım yeter" diye geçirdim içimden.

Çorbayı ve pilavı geçtim de zeytinyağında kızartılmış o biberler, patlıcanlar, domatesler... Yok bööle bişi yaaa. Yarenimin damak hassasiyeti çok yüksektir. Kızartmadan bir lokma aldı kafayı kaldırdı benimle göz göze geldi. Gözlerindeki hayret ifadesi kocamandı. "Biz ne biber, ne domates yemiyormuşuz. Ben patlıcan hiç yememişim hayatımda." demesiyle abim kahkahayı patlattı. "Siz şeherliler (şeher kelimesini bilerek ağzını yaya yaya söyleyip Türk filmlerine atıfta bulundu) hormonlu çöplerle beslenmekten sağlığınızı da damak zevkinizi de kaybetmişsiniz. Arada gelin buralara da damağınız ölmesin." diyerek bombayı patlattı. "Bunlar bizim bahçeden hep, hormonsuz. Gübre bile yok bunlarda." :))

Çorba zaten azcıcıktı bitti. Pilav biraz kaldı. Kızartmayı tek bir tepsi içinde sofraya koymuştu yengem. Son gördüğümde, tepsi başında dostumla yarenim kavga ediyordu. :)) Kalan son domates soslarını sıyırmak için çetin bir uğraş vardı. Karnımız doydu hepimizin, ama damağımızdaki açlık yeni başlamıştı. O gün bugün hala da geçmiş değil... Ah yenge ah, hala anarım o kızartmayı...

Yolunuz Ege'ye düşerse unutmayın e mi kızartma yemeyi? Böyle kendi bahçelerinden topladıkları biberler, domatesler, patlıcanlarla yaptıkları o kızartmanın tadını bulamazsınız şehirlerinizde...

16 yorum:

Depresif Ayu dedi ki...

ahhhh biz egeliler biliriz ağzımızın tadını. kızartmayı çok severim. ama odun ateşinde, kara tavada olacak mümkünse. ve de mutlaka zeytinyağı ile. kışın pek imkan ve güzel sebze olmuyor da yazın çok yaparız kara tavada kızartmayı yazlığın bahçesinde.

Bilge dedi ki...

Odun ateşi ve kara tavada yapılan kızartmalar. Ayu bu yengem var ya bu yengem, bi çörek yapardı üff. Bazen hamuruna peynir koyar, bazen koymadan yapardı. Onları da odun ateşinde kara tava pişirirdi. Ne annem ne de teyzem yapamazdı öyle lezzetli. Ama teyzem de sırf kuyruk yağı kavururdu o kara tavada. Hiç yedin mi bilmem? :))

Cem dedi ki...

Sabah sabah bu işkence reva mı bana yaaaa..
Ağzımın suları akarak okudum yazıyı..
Bloga girdiğinde ortalığı bi siliver :))

Aslısın dedi ki...

Of ne ettin Bilge yaa? Teyzemin ege'de bir yerlerde, yazlıkta yaptığı kızartmalara gittim ben de.
Arka komşunun bahçesindeki domates, biber, patlıcanlarla..
Denizden gelmişim açım ve kızartma offff.

Bilge dedi ki...

Cem rahat ol. Her daim temizlerim. :))

Aslısın, haklısın... :)))

Depresif Ayu dedi ki...

Yazın davet edeyim bari sizi :)

Annem yazlıkta odun ateşi ve kara tavada harika kızartmalar yapar. Ve yine odun ateşinde, sac üzerinde süper gözlemeler yapar (biz çörek deriz gerçi). Ahhhh canım istedi hepsinden. Zaten kızartmayı hergün yiyebilirim :)

Bilge dedi ki...

Ayu, kısmet!

The King dedi ki...

Ege usülü kızartmalar sizden, mısır pidesiyle hamsili pilavda benden .Güzel bir çilingir sofrası ohh miss.

Depresif Ayu dedi ki...

King ne diyeyim ben sana şimdi? Eşşeğin aklına karpuz kabuğunu soktun gece gece. Hamsili pilava bayılırım rım rımmmmm :)

Bilge dedi ki...

Ege usülü kızartma, mısır pidesi, hamsili pilav, çilingir sofrası... Allah diyorum. Gecenin sonunda da kara gözlünün elinden Türk Kahvesi de oldu mu üff diyorum...

Umarım bensiz toplanmazsınız diyorum bu muhabbetten sonra. :))))

Depresif Ayu dedi ki...

toplanmayız tabi de bu kara gözlü kimdir yaw? daha önce de bahsetmiştin.

hayır, şimdi benim gözlerim koyu kahve ya, acaba bana mı diyorsun diyorum :)

Allahım ne edepsizim :)))))))))

Bilge dedi ki...

Allah'ım ne edepsüzsün! :DDD

kremkaramel dedi ki...

Yaa çok adisiniz! Tencere dibini sıyırayım hiç olmazsa ben de:)

Bilge dedi ki...

:))))

Ezber dedi ki...

Öyle bir anlatıyorsunuz ki, tok insanı acıktırırsınız :)

Bilge dedi ki...

Açlardan dayak yemesem bari. :))