14 Aralık 2010 Salı

Kahve Sevdası


Tam bir çaykoliktim. Taa ki okyanus gözlü bir güzel beni baştan çıkarana dek. Öyle böyle değil, belki günde 2 demlik çay içiyordum.

O zamanlar, yerel bir marketin merkez ofisinde bilgi işlem müdürlüğü yapıyorum. Merkez ofis dediğime de bakmayın, hiç de öyle merkezde falan değil. Şehir merkezinden 35 km uzakta, bir organize sanayi sitesinde. Sabah 6da kalkıp yollara düşüyor, mesai saatinde iş yerinde olmaya çabalıyorum.


Ofisi ilk açanlardan olduğum için de kazan soğuk. Hatta kış günleri ofis öyle soğuk ki penguenleri görsem şaşmıycam. Ha dağıtmadan kazan dediğim o çayhanelerdeki çay kazanlarından. Bir gün sekreter odama girdi. Masama yaklaşıp günaydın müdürüm dedi döndü gitti. Noluyor diye kafamı kaldırdım ki masada bir fincan mis gibi kokan kahve. Arada sırada Türk Kahvesi veya nescafe içer, onu da şekersiz ve sütsüz içmeyi tercih ederdim. Masada duran kahve ise sütlü... Olsun... Öyle soğuk ki üzerimdeki montun içinde bile titriyorum. Offf bir de şekerli. :(( İki nefeste de bitiverdi. :((

Ertesi günü sabah kahvem gelmedi. Ben de çok umursamadım. Bir sonraki gün kapım açıldı sekreter girdi içeri. Elinde kahve fincanı. Getirdi masama bıraktı "günaydın müdürüm" dedi. "Hayırdır okyanus gözlü, dün unuttun kahveyi?" Petrol yeşili renginde gözleri vardı. Neşelenince deniz yeşili ile yosun yeşili arası olurdu gözlerinin rengi. "Bi de ben sütsüz şekersiz severim kahveyi." "Ama müdürüm ben çaycı diilim ki, istiyorsan gelip alıcan, ben getirip veremem. Bilgin olsun diyeydi o ilk sefer." dedi kırıtarak gitti... Arkasından bakakaldım.

Önceleri soğukla savaş için başlayan nescafe ilişkim de zamanla sevdaya dönüştü. O gün bugündür de sabahları kahvesiz uyandığım günü bilmem. Bakayım... 12 belki 13 yıl geçmiş aradan.

Annem ise tam bir Osmanlı Karısı idi. Türk Kahvesi içerdi sabahları. Son günlerinde epey elden ayaktan düşünce, onun kahvesini de ben yapardım. Helali hoş olsun. Çok da güzel yaptığımı söylerdi. Artık beni onore etmek miydi amacı yoksa ciddi miydi hiç bilemiyorum. Nadiren de olsa kendime de yapar, karşılıklı içerdik. Annemin vefatından sonra hiç Türk Kahvesi içmedim. Şimdi fark ediyorum ki Türk Kahvesi anne ile içilince güzel. Bi de ben galiba kendime kahve pişirmeyi sevmiyorum...

Bu yazıyı Depresif Ayu'ya ithafen yazdım...

5 yorum:

Depresif Ayu dedi ki...

Tarafıma ithaf edilen yazı için teşekkür ederek başlayayım (Ne kadar kibarım Tanrımmmm :)

Neden nescafe müptelası olduğun anlaşıldı şimdi. Güzel yeşil gözlere dalmakmış işin sırrı :)

Hatıralar yada eski paylaşımların olmaması türk kahvesi içmeme sebebin değil mi? Ama belki de sadece nescafeye göre daha yoğun ve kuvvetli olması, bilemem. Fakat seni duvara karşıya götüreyim de sedirlere yayılıp fincanda pişen dibek kahvesi içelim, belki düşüncelerin değişir.

ama sonuçta ben deniz gözlü bir hatun değil, kahverengi gözlü çirkin bir adamım. sevmezsin değil mi :D

kremkaramel dedi ki...

Bu kadar keyifli yazının sonunda buruk acıyı çalarsan Türkan Şoray kirpiği hırkam bile ağlar. Hainsin, çok hain.

Bilge dedi ki...

Ayu öncelikle deniz gözlü değil, okyanus gözlüydü. :)

Fincanda dibek kahvesi... Valla teklif çok cazip. Görsel güzelliğinin önemi yok, sonuçta film kahve keyfi, bir de üstüne sohbet patlatılır ki öfff. StatCounterın bana verdiği bilgilere göre aynı şehirde değiliz. İstanbuldan o taraflara gelecek olduğumda, bu konuyu yeniden konuşuruz. :)

kremkaramel cidden yazıyı keyifli bulmuş olmana sevindim. Son kısım bir acı gibi algılansa da aslında buruk bir mutluluktur o benim için. Anneme becerebildiğim ölçüde hizmet ettim. Tansiyonu vardı, kalp krizi geçirmişti, şekeri vardı ve bir bacağını şeker yüzünden kaybetmişti. Osmanlı Karısı demiştim ya. Başka birine herhangibir sebeple muhtaç olmak onun için zaten çok acı idi.

Yokluğunu zaman zaman çok özlüyorum. Ne güzel didişirdik onunla. Yine de onu hatırlamak beni güldürür. O yüzden sakın ha kimse ağlamasın.

Hem bu yazı ile Türk Kahvesi pişirilecek bana. :))

Cem dedi ki...

Annenin vefatına üzüldüm..
Ama yazıların tıpkı tek şekerli sadece nescafe gibi keyif veriyor..
kahvenin şekeri az olmak kaydıyla her türlüsünü çok seven biri olarak yazılarını takibe devam ediyorum..

Sevgiler..

Bilge dedi ki...

Cem teşekkür ederim yorumun için. Henüz aklımdakileri aklımda olduğu gibi yazamıyorum. Aklımdaki opera buraya sessiz film gibi yansıyor.

Sevgiler...