15 Aralık 2010 Çarşamba

Ahh Şu Kadınlar...

Kadınlar ve erkekler hakkında ne düşünüyorum, ne hissediyorum ayrı ayrı birer yazı yazayım istedim. Sonra şöyle bir düşündüm de erkekler hakkında yazmaya çok da gerek olmadığını gördüm.

Futboldan anlamam ve hoşlanmam, ekonomi hiç bilmem, siyaset ve siyasetçiler ile hiç ilgim olmadı. Ülke kurtarma muhabbetlerinden hep sıkılmışımdır. Kadınlardan konuşmak, arabalardan konuşmak, nasıl kolay para elde edilir hayali kurmak. İşte erkekler ile paylaştıklarım. Toplasan bir paragraf bile etmiyor. :)

Kadınlar öylemi ya? Anlat anlat bitmez. İnceler, naifler, güzeller, kaprisliler, zekiler ama aptallar, perspektif duyguları gelişmemiştir bu yüzden araba kullanamazlar, iki güzel lafa hemen tebessüm edip kalbini çaldığını sanacak kadar saf, seni ve tüm sülaleni de yakacak kadar kindar olabilirler.


Neyse... Bir blogta görmüştüm, böyle ilgisiz miniminnacık hikayeleri birer paragraf halinde aktarıp geçmişti. Ben de yapabilirim ki bunu demiştim o zaman. Hatta yapmalıyım diye de gaz bile vermiştim kendime.

18 yaşını doldurduğum gün gidip ehliyet kursuna yazıldım. Paşalar gibi de gidip emniyetten ehliyetimi aldım. Bilen bilir o zaman Ankara'da ehliyet, Güvercinlik denilen bir mevkideki sınav alanında verilirdi. O yaz da arabamı alıp memlekete gittim. İlk aşkım olan kıza araba kullanmayı öğreticem.  Ortaokuldan tanıyoruz birbirimizi, nişanlıyız. Standartları anlattım, direksiyon, gaz, fren, debriyaj. Zeki kızdı, kaptı hemen bunları. Arabayı da gayet başarılı kaldırdı, ama o duvarın ne ara ışık hızına çıkıp da üstümüze geldiğini inanın fark edemedim. Zor bela durdurduk abayı. Çektik kenara. "Aaaa, bir kadın bunca ayna arasında nasıl araba kullansın canım!" demesi yok muydu? :)))

Okyanus gözlüyü önceki yazıdan bileniniz bilir. Az tarif edeyim. Saçları sırtına dalga dalga inerdi. Koyu kahverengiydi. Beyaz tenli, hafif yuvarlakça yüzlü, Anayasanın 90ıncı maddesinin C fıkrasını ihlal eden göğüsleri ile dikkat bile çekmeyecek kadar bol salınımlı hoş yuvarlak iri kalçaları üzerindeki benim karınca bel diye tanımladığım fiziği ile dikkatimi çekmemesi imkansız biriydi. Hayatımda asıldığım tek evli ve çocuklu kadındı. Kur yapmak değildi benimki asılırdım. Öyle böyle de değil! En sonunda bir gün canıma tak etti, "Eh be okyanus gözlü, bi he desen!" dedim. Bir kaç gün sonra, tamam dedi ev yarın boş, kocam bilmem nereye gidiyor. Yaşadığım şaşkınlığı, sevinci, kafa karışıklığını anlatmam mümkün değil. Asla kabul edeceğini düşünmememin getirdiği o rahatlık ile kur yapmanın keyfi bambaşkaydı. Elinden oyuncağı alınmış bebeler gibi (Ankara'da böyle derdik biz), bi mahzunlaştım ki sanki aşık olduğum kadın bana yok dedi. Merakım rahat durmadığı için de illa öğrencem niye evet dedi diye. Öğrendim. :(( Kötü durum. Kocası ile kavga etmişler. Herifi annesine yollamış, bir müddet düşünecekler, evliliklerinin yürüyüp yürümeyeceğine karar vereceklermiş. Bunu öğrenince "Olmaz" dedim. "Sen şimdi kızgınsın, intikam istiyorsun. Kafan sakinleşince sonra pişman olup üzülmeni istemem. Şu olay netliğe kavuşsun hele bir". Barıştı kocası ile, adam eve döndü. Bir kaç gün sonra da işten ayrılıp gitti. Bir daha da görmedim. Çoook pişman oldum çok! :))

O dönem bir kız arkadaşım var. Böyle yerden bitme minicik bişi. 160 falan boyu. Çok yakın bir arkadaşımla şehir merkezinde buluştuk, kafe gibi bi yere oturup laflıycaz. İlk kez karşılaşıyorlar, arkadaşım kıza amanın sen de pek minikmişsin dedi. Yürüyoruz, hafiften yağmur başladı. Minik girdi koltuğumun altına kafayı da uzatıp arkadaşıma,"Gördün mü minik olmak fena bişi diil. Şemsiyeye bile gerek yok, ıslanmadan gidiyorum hıh!" dedi...

..........


Geçmişimde hayatıma girip de beni etkilemiş kadınları şöyle bir gözümün önüne getirdim de hepsinin ortak noktaları var. Fiziksel olarak neredeyse hiç biri birbirine benzemese de...

Kadınlarda melodiyi çok severim. Başkaları duyar mı bilemiyorum. Kadın evrenin melodisini üzerinde taşıyorsa, o yürürken onunla birlikte evren de yürüyorsa, yürürken arkasından baktığımda içimi çocukça bir mutluluk kaplıyorsa, yine yürürken arkasından baktığımda kendimi daha erkek hissettiriyorsa, hele hele gözlerime gözlerini diktiğinde kendimi hem çocuk, hem erkek, hem kahraman hissediyorsam...

Sonsuz işaretini bilirsiniz. Ben bu "∞" işareti hep kadınların yürürken kalçalarının hareketine benzetirim. Kadın bende hep sonsuzluğu simgeler. Sonradan fark ettim ki sonsuzluk simgesi olarak kullanılan objeleri zaten kadına yakıştırmışız.

Sonsuzluk ve evrenin melodisi. O melodiyi bana duyuran kadınlar... Sizleri çok sevdim, seviyorum, seveceğim... Ama... İlla ki kara gözlü. ;))

10 yorum:

Depresif Ayu dedi ki...

Futboldan anlamamak ve hoşlanmamak, ekonomi hiç bilmemek, siyaset ve siyasetçilerle hiç ilgisi olmamak, ülke kurtarma muhabbetlerinden sıkılmak. Bunlar benim ideal erkek kriterlerimdendir.

Ama okyanus gözler, karınca beller, anayasa maddelerini ihlal etmeler.

Neyse. Neyse... :))))))

Bilge dedi ki...

Hay Ayu bin yaşa! Ne güldürdün beni. :)) "Neyse. Neyse..." ha? :))

Sohbet ettiğim kişide akla, bilgiye, ifade zenginliğine önem veririm. Yakınım olanların frekansına önem veririm. Kadında karınca bele ve iri yuvarlak kalçalara önem veririm. Kadınımın bir çift sıcak bakan gözüne önem veririm. Dostlarımın ve arkadaşlarımın ise sadece varlığına önem veririm. ;))

kremkaramel dedi ki...

Bilge Şirin, Bilge Şirin, mutluluğun resmi mi bu yaptığın?

Neşeli Şirin

Bilge dedi ki...

Ey neşeli şirin, benim dönemimde şirinler değildi onların adı. Mantarlar idi. Benden de olsa olsa Mantar Dede olur.

Mutluluğun resmini yapmaya gerek yok. Öyle bir resmi yapmak da gereksiz. İnsan özünde mutlu ve çok neşeli bir varlık. Niye bunca mutsuz dersen, bizler mutluluğumuzun kaynağı olan özümüzün üstünü örtüyoruz ya da özümüzü gömüyoruz bir yerlerlere. Mutsuzluğun resmini yapsalar hepimiz daha net görücez mutsuz olmak için çaba, emek gerektiğini...

kremkaramel dedi ki...

Walla bilgece!

Aslısın dedi ki...

"Yürürken arkasından baktığımda içimi çocukça bir mutluluk kaplıyorsa, yine yürürken arkasından baktığımda kendimi daha erkek hissettiriyorsa, hele hele gözlerime gözlerini diktiğinde kendimi hem çocuk, hem erkek, hem kahraman hissediyorsam..."
Bu nasıl güzel bir cümledir. Her erkek birlikte olduğu kadının kahramanı olmak ister demişti bir zamanlar birisi, onu hatırladım.

Bilge dedi ki...

Aslısın hoşgeldin.

Umarım kötü bir hatıra değildir.

O cümle ruhumun kalbine düşen BİRinin gölgesidir.

Hayat_Erkegi dedi ki...

çok hoş, çok güzel, çok kaliteli bi yazım tarzı. Sevdim özellerime ekliyim =)

Bilge dedi ki...

Hayat_Erkegi teşekkür ederim.

Aslısın dedi ki...

Hoşbulduk Bilge, hayır hep gülümseyerek düşüneceğim birisi demişti.