20 Ekim 2015 Salı

Merhaba...

Anadolu'da eskiden daha iyi hasat alabilmek için tarlaları bir yıl eker bir yıl boş bırakırlarmış. Malum buna da nadas derlermiş. Günümüz dünyasında aslî anlamının bir değeri kalmadı nadas kelimesinin, artık FENNÎ gübre diye bişi var. Nadas'ı, zihnimizi veya bedenimizi dinlendirmek anlamında kullanır olduk...

Sözün özü epeydir nadastaydım. :)) Faydası oldu mu? Bilemiyorum. Gürüceez... :))

Zihinsel olarak; kapalı bir odada, tek bir insan nefesinin bile olmadığı bir odadaki masanın üstünde duran bir kabın içindeki su gibi dingin geçen bir dönem geçirdim. İyice dinlendim. O arada epey sohbet ettim, sohbet dinledim...

Eğer size hayat koçluğu yapmanız için para ödemiyorlarsa, insanlara tavsiyelerde bulunmak son derece itici imiş bunu fark ettim. Bu giriş yazısından sonra bir daha yazar mıyım bilemiyorum ama, yazarsam da; tavsiye, öneri, akıl vermek temalı şeyler olmayacağını düşünüyorum.

Aklımda beliren yazılar oluyor. Bunları aktarırım belki. Blog modası da hazır geçmişken, kimsecikler de blog okumazken bir nevî günlük gibi olur herhalde burası. :)))

Tekrar Merhaba!

14 Aralık 2012 Cuma

Düşünmek Nedir?


Bilgi:
1. İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat
2. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
3. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf
4. (felsefe) Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler
5. Bilim "Doğa Bilgisi"
6. (bilişim) Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam

Mantık:
1. (isim) Doğru düşünme sanatı ve bilimi
2. Doğru düşünmenin yolu ve yöntemi
3. (felsefe) Düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, ögelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve düşünce bağlamlarının bilimi, lojik.

Akıl:
1. (isim) Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us
2. Öğüt, salık verilen yol
3. Düşünce, kanı
4. (ruh bilimi) Bellek

Düşünmek:
1. -i Aklından geçirmek, göz önüne getirmek
2. -de Bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmek
3. nsz Zihniyle arayıp bulmak
4. Bir şeye karşı ilgili ve titiz davranmak
5. Akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek
6. Tasarlamak
7. nsz Tasalanmak, kaygılanmak
8. nsz Farz etmek

Kaynak: www.tdk.gov.tr

Kulağımız işitme eylemini yerine getiren organımızdır. Aklımız da düşünme eylemini yerine getiren organımız... Yukarıda Türk Dil Kurumunun bilgi, mantık, akıl ve düşünmek için uygun gördüğü anlamları aktardım...

Bu yazı ile amacım "düşünmek" kelimesinin anlamını birazcık daha derinden sorgulamak. Günümüzde bu kelimenin oldukça yanlış kullanımına şahit oluyorum.

Düşünmek, eldeki bilgileri mantık kuralları ile analiz ederek bir sonuca varmaktır. Biraz açalım hemen. Öncelikle düşünebilmek için elimizde bilgi olmalı. Hayallerimiz, zanlarımız üzerine yapacağımız muhakeme düşünme olarak kabul edilemez (ben kabul ederim diyebilirsiniz ama bu kelimenin anlamını bozmanız demektir.) İkinci olarak mantık bilmeli ve mantık kurallarını kullanarak bilgiyi işlemeniz, analiz etmeniz gerekmekte. Tabi tüm bunlar akıl ile yapılacak şeyler...

Eğer elinizdeki bilgi değişmiyorsa, kaç defa düşünürseniz düşünün hep aynı sonuca varırsınız. Çünkü bir bilim olarak mantığın kuralları bellidir. Bilgi değişmediği halde ulaşılan sonucun değişmesi güzel bir sağlamadır. Bu düşünmediğinizi, başka bir eylemi düşünmek olarak isimlendirdiğinizi gösterir.

Çoğu insan hayal kurup bunu düşünmek olarak isimlendiriyor. Bir kısmı vehminden gelen fiştikleme ile ulaştığı zanlarının düşünme olduğunu kabulleniyor.

Eğer aklınız, bilginiz veya mantığınız yoksa düşünemezsiniz. Yapacağınız eylem her ne olursa olsun asla düşünmek olmayacaktır...


28 Kasım 2012 Çarşamba

Bereket


Havadan sudan konuşarak yürüyorduk. Serin bir rüzgar eşlik ediyordu yürüyüşümüze. O genç, hızlı adımlar atıyordu. Belli alışmış bir yerlere yetişme kaygısı ile yürümeye. Bense ağır sakin adımlar atıyordum. Dünya yansa umurumda değil sanki. Kah koluma giriyor, kah elimi tutuyor. Öyle sevinçle mutlulukla konuşuyordu ki sözünü kesmeyi hiç istemiyordum. Nefes almayı şaşırıyordu, soluk soluğa kalıyordu. Hala devam ediyordu konuşmaya...

Yerdeki taze çimlerin üzerine geldiğimizde haykırdı birden bire "Aaaa! Yapraklar dökülmüş. Her yer yaprak olmuş!" Ağaçların altından geçtikçe kafamıza yapraklar dökülüyordu... Güldü. Kahkaha attı. Belli mutluydu. Soluk soluğa konuşuyordu yine. Ayakları ile sararmış yaprakları eziyor, onlara tekmeler atıyor, ağaçlardan tazece düşen yaprakları havada tutmaya çalışıyordu. Bıraksam, koşacak, çimlerin üzerindeki yapraklarla oynayacaktı. Bırakmadım.

Aslında sıcak bir Kasım günüydü. Serince esen rüzgar biraz üşütse de, belli belirsiz bir yağmur çiselese de, yine de bana sıcak gelmişti.

Durdu... "Ne bereketli adamsın" dedi karşıdaki ağaçlara ve denize bakarak. "Evet baktığım ağaçlar çiçeğe dönüyor. :((" dedim. Suratımdaki hüznü görünce "Sorun ne?" dedi. "Çiçekler hep bana küsüyor, marifeti bahardan sanıyor." dedim. Kahkaha atarken yanında durduğum ağacı gösterdi. Çiçeğe dönmüştü ağaç... Güldüm, "Şaşkın bu. Mevsimi şaşırmış. Benim kabahatim yok." dedim. Yürüdük. Hala soluk soluğa konuşuyordu.

Not: Fotoğraf http://deryaberkozkan.blogspot.com/ sitesinden araklanmıştır.

6 Kasım 2012 Salı

10 Kasım


En çok 10 Kasım sabahı ölmekten korkuyorum...

Ne zaman 10 Kasım gelse bir hüzün, bir burukluk kaplar içimi. Öksüz, yetim kalırım. Hep bir parçam uzakta hissederim. Çok uzun zamandır bu böyle. Bazen değişmek, değiştirmek, değişim mümkün olamıyor. Bugün de aynı, dün gibi. Geliyor yine 10 Kasım, yüreğime hüzün düştü...

Ölünce mutlu olacağımı biliyorum, zaten o yüzen korkuyorum. Hüzünlü bir mutluluğa saplanmak korkusu benimki...

28 Eylül 2012 Cuma

Soru

Epeydir yokum. Özlediniz mi beni? Yeni yazılar istiyor musunuz?

Yeterli gaz veren olursa, yeni yazılarla dönebilirim... ;))

26 Haziran 2011 Pazar

Yavru Kediler


Mutfak kapısı doğrudan evin arkasındaki bahçeye açılıyor. Balkon taklidi yapan bir bölme var, parmaklıkların yanından da bahçeye açılan bir kapı. 


İki anne kedimiz var. Dört tane de yavru var. Beş taneydiler biri öldü. Her sabah ve akşam yarım litre süt veriyoruz. Pek semirdi yavrular da anneler de. Mutluyuz. :))


Yeni bir anne dadandı evin bahçesine. Sarman bir kedi, memeler de yerlere sürünüyor. Biradere sordum. "Ne iş? Bunun memeler yerlere kadar inmiş bizim iki kedinin memeleri böyle sarkmıyor?" dedim. "Bu, Türk kedisi ağbi!" dedi. :))) Yeni gelen bu kedi sürekli balkonun solundan geliyor, sağ tarafa koyduğumuz süt kabından bir kaç yudum içiyor, sonra bahçenin sağına doğru salına salına gidiyor. Aradan 3 dakika geçmeden yine soldan soldan geliyor, sütten iki yudum içiyor yine sağdan sağdan gidiyor. Adını "Dejavu" koyduk o yüzden.


Sabahları saat yedi civarı uyanıyor yavrular. Önce koyduğumuz süt kabını kontrol ediyorlar. Karınlarını doyurunca da başlıyorlar birbirleri ile güreşmeye. Anneleri de yakaladıkları yerde bunları yalayıp temizliyorlar.


Ha bi de güller de açtı. İlk açan gül; önce gonca oldu, sonra tamamen açıldı. Şimdi soldu ve döktü yapraklarını. Önce kıpkırmızıydı. Yapraklarını dökeceğine yakın eflatunumsu bir renge döndü. Hiç bir şey en güzel hali ile kalmıyor diye hafiften hüzünlendim.


Ama kediler çok güzel. :))


İkisi sarman. Böyle beyazlı sarılı tüy yumağı. Biri tekir. Gözünün biri kör umarım yaşar. Sonuncu ise yamalı bohça gibi rengarenk. En çok da onu seviyorum.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Ankara

Ankara'nın kuru havasını, keskin soğuğunu oldum olası sevmemişimdir. Şimdi Ankara'lı olmaya karar verdim ve her gün yağmur yağıyor. Sanki Ege'de bir kasabada gibi, sanki Londra'da gibi... Gülsem mi kızsam mı kararsız kaldım. :)) Kimbilir belki de Ankara bana hoşgeldin diyor.

10 Nisan 2011 Pazar

Yıldız Parkında bir Bilge...

İstanbul'u özlemişim. Yağmurda yürüdüm, ıslandım, bir tente altına sığınıp kahve içtim. Bir yığın adım attım yürürken ama yorulmadım, üşümedim. Avucumda sıcacık bir el vardı hep. Elimi de tenimi de kalbimi de hep sıcak tuttu. Sıcağı seviyorum...

15 Mart 2011 Salı

Merhaba Sevgili Bıloğum

Ayırdılar seni benden; gelemedim, hatırını soramadım. Seni ihmal ettim sanma. Bir yığın yazı yazdım kafamın içinde. Onları sana yavaş yavaş aktarmak niyetindeyim. Hikaye bile yazdım bir tane. Belki cesaretimi toplar aktarırım buraya.


Baktım da ben yokken sende bir değişiklik olmamış. Hiç hareket yok sende. Bıraktığım gibisin.


O zaman haberler bende. Çok değişiklik oldu bende ama hepsini sana anlatamam. Çoğu özel şeyler. Biliyorsun ben sana özelimi pek açmam. Tamam ufak tefek şeyler paylaştım. Onlardan yine yazarım arada, hiç merak etme sen. Ha bak mesela geçmişle bağlarımı tamamen koparmıştım. Yakışık almaz diye ardımdaki kapıları kapatıyordum hep. Bunun demode olduğunu öğrendim. Hem geçmişi silmeyeceksin hem de geleceğe ümitle bakacaksın. Trend buymuş şimdi. Trendy olayım bakalım dedim.


Bir rüzgar esti dünyamda, tanıdıklarımdan uzağa sürükledi beni. Özledim onları. Kimler mi onlar? Kardeşlerim, sevdiklerim, arkadaşlarım, sevgililerim.


Şükür seninle kavuştuk. Sıra diğerleri ile kavuşmaya geldi.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Çamaşır

Hayal edin bedeninizle aynı sıcaklıkta bir hava var ve siz bedeninizle aynı sıcaklıktaki bir suya sırtüstü uzanmışsınız. Hiç bir şey hissetmiyorsunuz. İşte o keyif, o rahatlık, o mutluluk halini kaydedin. Buna ideal his diyelim. :))


İç çamaşırı seçimi değişik sebepler ile oldukça zor, vakit alıcı bazen de bunaltıcı. Günümüz insanı bir takım çamaşırları doğrudan eliyor zaten. Hemen herkes artık doğal liflerden olsun, dikişleri olmasın gibi son derece doğru tespitler ile iç çamaşırı alıyor. Ben bunların üstüne bir iki şey daha söylemek istiyorum.


Evde ayakta durdunuz, çıplaksınız. Hissettiğiniz bir kaç şey vardır. Odanın ısısı, ayaklarınızın altındaki baskı, Kadın iseniz memelerinizdeki yer çekimi, erkekseniz penis ve testislerdeki yerçekimi, göbekli iseniz göbeğinizdeki yerçekimi hissi. İç çamaşırları giydiğiniz anda, "ideal his" diye tabir ettiğimiz hali yakalamanız gerekiyor. Tabi bu mümkün değil. Ayaklarınızın altındaki baskıyı hisetmeye devam edeceksiniz. Doğu çamaşır sizin yerçekiminden kaynaklanan meme, penis-testislerdeki hislerinizi yumuşatmalıdır. Göbek için yapılacak bişi yok ne yazık ki! :))


Herhangi bir organ herhangi bir zamanda kendini hissettiriyorsa orada bir sorun vardır. Giydiğiniz çamaşırların organlarınızın buradayım sinyali göndermesini tetiklememesine gayret edin. Külotun dikişleri batmamalı, kesimi tartmamalı; erkekseniz testisleri toplamalı ama sıkmamalı, penisiniz serbestçe hareket edip dokunma sinyali göndermemeli (özellikle sünnetli erkeklerde ciddi sorun), çok sıkı olup da rahatsızlık da vermemeli. Kadınların sütyenlerindeki kopçalar hissedilmemeli, balenler batıp rahatsızlık hissettirmemeli. Sütyenlerin kupu ne büyük olup meme uçlarının kumaşa sürtmesine izin vermeli, ne de çok sıkı olup sizi daraltmalı.


Geceleri uyurken üzerinizde çamaşırları çıkartıp çıplak yatmanız en iyisidir. Kadınlara tavsiyem yatay durumda iken sütyen takmayın, ama dikey konuma geçtiğiniz anda da üşenmeyip hemen sütyeninizi takın. Memeler çoook narin.


Bir de renklerden bahsedeyim. Erkekler için ideal iç çamaşırı rengi beyazdır. Kadınlar için ideal iç çamaşırı rengi de siyah. Tamam ben kadınlarda lila ve fıstık yeşilini çok seksi bulurum. Ülen bi saniye. Fıstık yeşili iç çamaşırı ile şov sözü verilmişti bana. Unutulmuş, e şimdi arayıp hani benim fıstık yeşili sütyenim donum desem, "Cinsiyet mi değiştirdin?" der neme lazım...


Tüm bunlar normal şartlar altında olacak şeyler. Karşı cinsi etkilemek isteyip renk ve malzeme olarak farklı şeyler elbet kullanılabilir. Günlük hayatta tercih edilmedikçe sorun yok.


Çorabın lastiği bile sıkmayacak. Ayağınıza giydiğiniz ayakkabı bile rahatsız etmeyecek. 


Tamamen giyinik olduğunuzda bile sanki çıplakmışsınız gibi yürüyeceksiniz. İşte bu rahatlığı yakaladığınız kıyafetleri tercih edin. Daha mutlu, daha huzurlu, daha enerjik olacaksınız.

25 Şubat 2011 Cuma

Egzersiz

Dün hatun aradı beni. Spora gidiyor bu aralar. Haftada üç gün spor, üç gün de pilates yapıyor. Sporla arası oldukça iyi. Zaten güçlü, sağlıklı bir kadın. Amacı çok uzun yıllar fit kalayım, kalbim güçlü olsun, vücudum bozulmasın gibi hem sağlık hem estetik kaygılar. Omuz bölgesinde bir değişme olmadığını haber verdi dün. Göbek diye bişi hiç kalmamış (minicik ayva göbeği vardı), 1,4 kg kilo almış ve kalçalardan 1 santim de genişlemiş. Nasıl mutlu oldum nasıl mutlu oldum, elma şekeri bulmuş çocuklar gibi sevindim. Yarabbim çok seviyorum büyük kalçaları. :)))


Hah ne diyordum? Tamam. Sporla arası iyi. Pilates için de saydırıp döktürdü bi dünya. O Ebru Şallı'ya neler neler söyledi. Hareketleri yapmak çok zor, hareketleri yaparken nefes almak bile epey beceri istiyor. Ebru Şallı ise hem yapıyor hem "nefess alll, nefess veeeaarr!" diyor bi de car car konuşuyor, saygı duydum kadına valla diye özetledi durumu.


Pilates şöyle faydalı, böyle iyi demiim ben. Bütün kadınlar yapmalı pilates. Çok güçlü bir vücuda sahip oldukları gibi, esnek ve estetik bir vücuda da sahip oluyorlar. Kadınlıklarını bozacak kaslanmaya da sebep olmadığı için güzel bence.


Böyle sağlıklı, güçlü bir kadın sayesinde benim de evde egzersizler yaptığım doğrudur. Nefesim yarı yolda tıkanmamalı hiç bir koşulda. 


Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

24 Şubat 2011 Perşembe

Samimiyet

Samimiyet. Kısaca içten, candan, gönülden davranmak demek. Sizler ne anlıyorsunuz bilemem samimi davranmaktan, ben içinde olanı olduğu gibi dile getirmek, düşündüğün ile yaptığının arasında fark olmaması diye anlıyorum. Çıplak olmak demek benim nezdimde samimiyet.


Pek çok insanla tanıştım, çoğuna samimi olmadım. Niye olayım ki? Niye açayım ki içimin kapılarını herkese. O kapıları açtığım bir kaç kişi oldu hayatımda. Bir kısmı o kapıdan girdi, bir kısmı girmekten çekindi uzak durdu. Kimi girenlerin de aynı temizlikle kapılarını bana açmadıklarını gördüğümde yavaşça dışarı attım; bazen incitmeden, bazen tekme tokat.


İnsan en çok kendine acımasız davranıyor, sonra da BEN diyebildiği kadar yakın gördüklerine. Kimileri oradaki kavganın mazeretini görebiliyor, BEN dediğimiz yere onca yakınlıktan kendine davrandığı gibi davrandığını anlıyor. Kimi anlamıyor, uzak kalıyor. Hatta uzak kalmayı tercih edip daha da uzaklaşıyor. BEN yerine koydum seni anla dediğinde de ama ben SEN değilim diyor. Vurgunun yanlış kelime üstünde olduğunu anlatamıyor insan, dikkati oraya çekmeyi beceremiyor, üzülüyor. 


Uzaksın bana dediğinde başka hiç bir şeyi düşünmüyor niye demiyor, napabilirim demiyor, nasıl yakın olurum demiyor. Uzak kelimesine odaklanıp kalıyor. Uzakları yakın etmek için çabalamıyor. Kolu kanadı kırılmış gibi olduğu yerde kalakalıyor. Haklıdır tabi kendince böyle mahzunlaşmasında. Bilemiyorum. Bildiğim yakın olmak için "Korkma! Ben uzakları yakın ederim, burdayım." diye yazabilecek samimiyeti gösterememesi. 


Ömür çok kısa. Zihni açık tutmak gerek. Fırsatlar belirip kayboluyor sürekli. Belirdiğinde yakaladınız yakaladınız, sonra hayalden bile uzakta kalıveriyorlar insana. 


Süper arabaları vitrinlerde izleyip izleyip kuyruğu kıstırıp gitmek hiç hoş değil biliyorum. Ama o kuyruk hala bacakların arasında iken sahip olduğumuz külüstür arabaya "Dünyanın en iyi arabası sensin!" demek de samimi değil.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Önem Listesi

Bugün doğum günüm. Her doğum günümde hep mahzun hissetmişimdir kendimi. Her zaman sevdiğim ve o an yanımda olmasını istediklerim hep uzakta olmuştur. Hatta yanıbaşımda olup da aklı ve kalbi çok uzaklarda olanlar bile oldu. 


Bu mahzunluğumun sebebi taa çocukluğuma dayanır. Büyürken hiç sevdiklerimle bir arada olamadım ben. Hep ailemden uzakta oldum. Bunların sebepleri ve detayları şu an için mühim değil. İçimdeki çocuk mahzun kalır doğum günlerimde, hep yanında yamacında birileri olsun ister. Çocuk bu bahane de işlemez ona. Bu sefer büyüdüm diye övünebilirim. Bu son mahzunluğum. "Önem verdiklerimin listesi" diye bir listem var. Güncelledim. "UZAK"ta olanları özlemek ve arzulamak yerine "YAKINIM"da olanların kıymetine odaklanıcam artık.


Sevgiyle...

22 Şubat 2011 Salı

Yıldız Tilbe

"Ahmet maranki cok ilginc seyler anlatiyor. Sanki sen konusuyormussun gibi. :-) fox tvde." diye gelen bir SMS ile kalkıp televizyon başına geçtim. Ahmet Maranki tamam da onun yanında kuş yuvasına benzetilmiş saçı olan adam var ya. Hah işte onun konuşmasına falan fena halde gıcığım. Yine de mesajı atana sevgimden oturdum izledim. Program bitince kanalları geziyordum. Davut Güloğlu ile şu Sarı Şekerin yaptığı programa denk geldim. Yıldız Tilbe şarkı söylüyordu.


Ne zaman Yıldız Tilbe'yi dinlesem eskilerden biri gelir aklıma. Işıl ışıl bir su damlasına benzetirdim onu. Hayatıma giren tek kumral kadındı. Neşeli, güler yüzlü, keyiflendiğinde kalkıp karşımda göbek atardı. Onun hakkında anlatılacak çok şey olduğunu görüyorum. Hatıralarım akın akın açığa çıktılar. Ama onu sadece özetlemek geliyor içimden. Kadınlara saygı duymama sebep olan kişidir. Umarım mutludur ve aradığı erkeği bulmuştur.

Havlu Kullanmak

Hani elimizi yüzümüzü yıkarız ya! Havluyu bi güzel bastırırız yüzümüze, böyle aşağı yukarı sürte sürte kurularız ya yüzümüzü. Yapmayın öyle! Havluyu hafifçe bastırın yüzünüze ve yukarı doğru sürtmeden hafifçe baskılayarak kurulayın yüzünüzü. O yüz lazım, sarkmasın, kırışmasın. Koruyun onu.


Banyodan sonra da vücudu ovalar gibi kurularız ya hani! Onu da yapmayın. Yine bastırın hafifçe ve ileri geri hareket ettirmeden kurulayın. O bölge kurulanınca havluyu kaldırıp başka bölgeye uygulayın aynı şeyi.


Cildinize iyi davranın. :)))

21 Şubat 2011 Pazartesi

Banyo

Yıkanmak kişisel temizliğin ve bakımın önemli bir aşaması. Hepimiz nasıl yıkanmamız gerektiğini ve yıkanırken hangi malzemeleri kullanmamız gerektiğini biliyoruz. Ben yine de şöyle bir üzerinden geçeyim.


Banyoda keselenmek apayrı bir keyif. Kese için kullandığımız farklı farklı malzemeler var. Annelerimizin ördüğü yün keseler, doğal süngerler, naylon yumaklar, kabak lifleri ve hamam tarzı ipek keseler. Kabak lifleri ve ipek keseler haricindekiler sağlıksız. Keseyi genital bölgemize, yüzümüze uygulamak da sakıncalı. Kadınların da memelerini keselemesi doğru değil. Her banyoda kese yapmak da iyi değil. Ayda iki veya üç defa kese kullanımı idealdir. Kabak lifleri kadınlar, ipek keseler ise erkekler için uygundur.


Duş almak çok iyidir. Hayat tarzınıza göre günde bir kaç defa da duş alabilirsiniz, haftada bir kaç defa da. Saçınızı uygun gördüğünüz bir temizliyici ile temizlemek size bağlı, bu sabun olur şampuan olur. Haftada iki veya üç defa şampuan kullanımı yeterlidir. Daha fazla kullanım saç sağlınızı yitirmenize sebep olacaktır. Sadece su ile yıkadığınız müddetçe kaç defa saçınızı yıkadığınızın çok önemi olmamakla birlikte, günde birden fazla saç yıkamak saçınızı zayıflatır.


Bedeni her seferinsa sabunlayabilirsiniz. Genital bölgeleri sabunlamak da hoş değil. Genital bölgelerin sabunlanması doğal koku ve tadın kaybına yol açacağı gibi cinsel hassasiyeti de yok edecektir. Genital bölgeleri sadece su ile temizlemeye özen gösterin.


Normal şartlar altında insan teri kokusuzdur. Koku ter içindeki malzemeleri gıda olarak tüketen bakterilerden kaynaklanır. Kötü kokuya önlem olarak bakteri üremesine engel olmak yeterlidir. Banyodan sonra gül suyu kullanımı bakteri üretimine engel olacağı için kötü koku yaymanıza da engel olur. Deodorantlar aynı etkiyi yapmazlar. Deodorantlar ya terlemeyi baskılar ya da kokuları baskılarlar. Terlemenin baskılanması da sağlık sorunlarına davetiye çıkartacağı için tavsiye etmem. Koltuk altı ve kasıklardaki fazla tüylerin de bakteri yerleşimine katkısı nedeniyle, koku üretiminde etkisi yadsınamaz.


Misler gibi dolaşın, misler gibi kokun.

20 Şubat 2011 Pazar

Ağız Temizliği

Ağız ve diş temizliği pek bi önemlidir. Vücudun sağlıklı ve dinç olmasından tutun da yediğiniz yemeğin tadını layıkıyla almaya kadar nice faydaları vardır. Birini öperken ağzınızın koku ve tad olarak da iyi durumda olduğunu bilmenin kendinize olan güveni de arttıracağı kesindir.


Günde iki defa diş fırçalamak yeterli. Sabahları mutlaka dil temizlenmeli, sonrasında dişler fırçanlamalıdır. Dildeki bakteriler defedilmeden yapılacak fırçalama kendimizi kandırmaktır. 


Diş macunu kullanılıyorsa tercih sabahları kullanmak olmalıdır. Mercimek tanesini geçmeyecek miktarda diş macunu kullanımı yeterli, fazlasından kaçınmak iyidir. Beğendiğiniz bir diş fırçasını kullanabilirsiniz. Tavsiyem fırçanın kıllarının uçları yuvarlak olmasıdır. Böylece diş etlerinize zarar vermezsiniz. Dişin dibinden ağzın ortasına doğru fırça kullanımı daha uygun olur. Fırçayı diş etlerine fazla temas ettirmemeye gayret edilmelidir. Bir de yatmadan hemen önce dişlerin fırçalanması yeterlidir. Yatmadan önce dişleri fırçalarken diş macunu kullanımı mide için sakıncalıdır. Gün içinde ihtiyaç hissedilirse yine fırçalanabilir ancak rutin diş temizliği için gerekli değildir. 


Yemekten sonra hemen diş fırçalamak dişler için sakıncalıdır. En az yarım saat beklenmeli ve dişler sonra fırçalanmalıdır. Bu bekleyiş anında, dişlerdeki yemekten kaynaklanan tahribat onarılır.


Diş macunu yerine doğal gülsuyu kullanılabilir. Gülsuyu kullanılır ise her fırçalamada kullanmak çok güzel olur.


Yatmadan önce dişler fırçalandıktan sonra, gülsuyu ile ağız gargara edilirse ve bir yudum gülsuyu içilirse sabah uyanıldığında ağız içindeki tad ve koku çok daha hoş olur. Yatmadan önce gülsuyu yutuluyorsa ve sabah kalkıldığında midede yanma oluyorsa, kullanılan gülsuyunun doğal olmadığı anlışılır.


Damağına düşkün insanların mutlaka dillerini temizlemesi gerekir. Tad duyusunda muazzam değişim yaşayacaklardır. Aynada dilinize baktığınızda dil üzerinde beyazlık görüyorsanız, ağız içinde bakırımsı bir tad alıyorsanız, bu dil üzerindeki bakterilerden kaynaklanmaktadır.

17 Şubat 2011 Perşembe

Haplar

Tek bir konu üzerinde detaylı bişi yazmak gelmedi içimden. Aklımdaki notlardan bir kısmını aktarayım, sonra detaylandırırım keyfim gelince. :))



- Keçi yoğurduyla mayalanmış keçi sütünden yapılmış yoğurt yap.
- Lahana, kefir, tarçın, zencefil, agave ve akçaağaç şurubu, meyvelerden kuru meyve.
- Et yiyin ama eti kurutmadan yakmadan pişirin.
- Balık, et ve tavuğu buzdolabında aynı yere koymayın.
- Peynirde tuz zararlı, önce suda bekletin.
- Mısır yağı, ayçiçeği yağı, fındık yağı dönüşümlü yiyin.
- Meyvelerin suyu zarar verir. Şekeri yükseltir onun için meyvesini yiyin.
- Bıldırcın yumurtası iyidir.
- Yaseminli yeşil çay, pul biber, himalaya tuzu ve deniz tuzu kullanın.
- Kara biberi önce kavur sonra öğütücüye koy.
- Zencefil, tarçın en faydalısı, safran pirinçle iyi olur.
- Balığı yağda kızartmayın (illa kızartıcam diyorsanız da mısır ununa iyice bulayın).
- Lüfer balıktır. Yediğiniz balıklar deniz balığı olsun.
- İstavrit hamsiye göre daha iyidir, hamsi ağırdır.
- Balığın yanında iç zarı alınmış kuru soğan iyi gider.
- Su önemli, cam şişeden iyi olur, en az 1 lt.
- Su arıtmak iyi olur.
- Susayarak su içmek zararlı, susamadan su için.
- Tavukları defne yaprağı ile pişirin, defne yaprağı tavuğun üzerindeki tüm olumsuzlukları alırmış (tavuklar üzerinde son zamanlarda çok oynanıldığı için).
- Biber salçası kullan.
- Makarna çok sağlıklı.
- Biber salçalı pilav ye.
- Mide rahatsızlığına 2 yudum soğuk süt ya da havuç.
- Köhner marka salça, ketçap.
- Acuka iyi.
- Dışarıda pişmemiş sebze yemeyin (salata gibi).
- İlk yağan temiz karı al üzerine pekmez dök ye ya da yoğurt ile pekmezi karıştır ye.

Uyku Sistematiği

Uyandırılmayı hiç sevmedim hayatım boyunca. Ha biri gelip dürtüp uyandırmış ha alarm çalmış uyandırmış. Kalkma vakti yataktan çıkmamak için her türlü şebekliği yaptığımı hatırlıyorum. 2 dakka daha, 3 dakka daha, 5 dakka daha diye diye bir saat geç kalktığım bile olmuştur. Bir dönem çalıştığım bir işte, sabah 6da kalkar, alel acele giyinir fırlar evden, en yakındaki arakdaşı alır, hemen arabanın arkasına geçer yatar uyurdum. İş yerine kadar o arkadaş kullanırdı arabayı. 


Akşamları da bir türlü yatmak istemezdim. 2 dakka sonra, 10 dakka sonra diye diye saatler geçer kalkmam gereken saate 3-4 saat kala anca yatağa girerdim. 


Şimdi uyku üzerine bir düzenin tutturulması gerektiğini çok net görebiliyorum. Kırk yıllık alışkanlıklarıma ters olmasına rağmen titizlikte uymaya çabaladığım bir kaç şeyi paylaşayım. Uyulması halinde bedende ve bilinçte nelerin değiştiğine inanamayacaksınız.


Gece saat 2 ila 4 arası (kış saati uygulamasına göre) mutlaka derin uykuda olmak gerekiyor. Melatonin diye bişi varmış, bunun salgılanabilmesi için en uygun saatler diyorlar. Bi de bu melatonin zifiri karanlıkta üretilirmiş. Bedenin yenilenmesi için çok elzem bişi imiş. 


Yatak odasındaki elektronik cihazarın hepsi yaydıkları frekanslar ile artı yorgunluk veriyorlar. Hiç bir elektrikli cihaz bulundurmuyorum yattığım odada. Cep telefonu bile almamaya gayret ediyorum yanıma. Cep telefonunu yattığım odaya alacaksam en az 2 metre uzağımda durmasına dikkat ediyorum. Ayna da yok yattığım odada. Ayna da zarar veriyor.


Sabahları kalkacağım zaman yatakta keyif yapmıyorum, uyandığım an fırlıyorum yataktan. Uyanmam ile yataktan çıkmam arasında geçen süre en fazla 10 saniye oluyor. Çok faydasını gördüm bunun. Eskiden yataktan çıktığımda bilincimin ancak yarısı aktif olurdu, şimdilerde %95 açık bilinç ile kalkıyorum yataktan.


Uyandırılmamayı tercih ediyorum. Uykumu alınca kendiliğimden uyanmayı tercih ediyorum. İhtiyacım olan uyku saatine göre ve kalkış saatime göre yatış saatimi ayarlıyorum. Uykum bittiğinde yataktan çıkıyor bir daha yatmıyorum. Uyku arasında tuvalet veya başka bir şey için kalkmalarımı uyku sonu olarak değerlendirmiyor, uyumak için yatağa geri dönüyorum.


İşim olsun olmasın, sabah 10dan sonra kalkmamaya özen gösteriyorum. Saat 10 ila 12 arasında hiç bir şekilde yatakta olmuyorum. 


Bedensel ve zihinsel yorgunluğuma bağlı olarak günlük uyku ihtiyacım 5 ila 8 saat arası değişiyor.


Toparlarsak;


1. En geç saat 01:00'de yatmalı,
2. En geç saat 10:00'da kalkmalı,
3. Gece saat 2 ila 4 arası mutlaka derin uykuda olmalı,
4. Yatak odasında hiç ışık olmamalı,
5. Yatak odasında elektrikli, elektronik, cep telefonu, ayna bulundurulmamalı (ayna varsa üstü örtülebilir),
6. Uyku ihtiyacı bitince kendiliğinden uyanmalı, uyandırılmamalı,
7. Gün içinde uyuma ihtiyacı olursa 10:00-12:00 saatleri arası uyunmamalı,
8. Tuvalet, su içme gibi sebepler ile kalkınca uyku bitmemiş ise yeniden yatılabilir,
9. Uyku bitimi ile uyanınca yatakta oyalanmamalı, derhal yataktan çıkılmalı.


Sonuç;


Çok keskin çalışan bir zihin; yenilenmiş, zinde ve kolay kolay hasta olmayan bir beden; yüksek irade gücü.


İyi uykular...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kadın

Kadın güzeldir. Kadın latiftir. Kadın eğlencelidir. Peki her dişi kadın mıdır? Değildir. Nasıl anlarız kadın olup olmadığını? Bununla ilgili pek çok bilgi var aslında. Biraz araştırma yapılırsa bunlar hep bulunabilir. Ben çok belirgin olanları şöyle bir toparlayayım istedim.


Öncelikle pembe kimliği sonradan edinmişse, kromozomlarında "XX" dışında varyasyonlar varsa, ikinci bir cinsel organı olup da bu penis ise hiç şüpheye yer yok ki o kişi kadın değildir.


Ne yazık ki doğrudan ruha bakmak mümkün değil. Bu yüzden de bedendeki belirtilere bakmak gerekir.


Kadim uygarlıklar ve öğretilerde kadın genelde yumuşak figürler ile sembolize edilmiştir. Bu tesadüf değildir. Kadın bedeninde hep yumuşak ve yuvarlak çizgiler hakimdir. Sert çizgiler kadın bedenine uğramaz. Yay şeklinde kaşları olur kadının, köşeli kaşları olmaz. Yüzü daha yuvarlakça olur. Yuvarlak omuz başları, yuvarlak memeleri, yuvarlak kalçaları olur. Kalçadaki kavis kesintisiz devam eder, erkek kalçası gibi girintili çıkıntılı olmaz. Bel çizgisi yumuşak bir çizgi halindedir. Cetvelle çizilmiş gibi incelip kalınlaşmaz. Safinaz gibi ince bir kadına Türkiye'de rastlamak imkansız gibidir. Bizim ülkemizin kadınları hafif balık eti olur. Bir haltercinin kolları gibi kasları asla olmaz. Yumuşaktır kasları. 1,60 ila 1,74 arası boyu olur genelde. Başka ırklarda (ülkelerde) bu boy değişebilir, ancak bizim ülkemizde bu sınırlar içinde kalır çoğunluğu.


Yürürken kalçalarını mutlaka oynatır, engel olamaz buna. "Oynak ağır kalçalarıyla kadınlar" diyerek Nazım Hikmet de bunu dile getirir. 


Teni ince ve ipeksidir. Güneşten ve tozdan mutlaka korunmalıdır. Dokunmayı, sevişmeyi bilmeyen bir erkekle çabucak solar, kurur. Hatta latifliği yok olur. Vajinal sıvılarının ne kokusu ne de tadı kötü olmaz, aksine çok hoştur. Sevişirken okyanuslar gibi diye tabir edilecek şekilde asla ıslanmazlar, ancak yeteri kadar. Yanınızda minik havlular bulundurmanıza gerek yoktur. Bu sıvı aynı zamanda geciktirici krem etkisi yapıp uyuşturmaz.


Kıl kadın olmamanın en büyük göstergesidir. Sakal bıyık bir yana, bedeninde fazla tüy olmaz, anüs çevresinde hiç olmaz. Kıl ve letafet bir arada olmaz.


Kibardırlar. İnsanlara karşı değildir bu kibarlıkları sadece. Eşyalara bile kibardır onlar. Koltuğa pat diye atmazlar kendilerini, narince otururlar. Birine ikram ettikleri bir içeceği narince koyarlar masaya, kafalarına vurur gibi değil. Eskilerin "hanım hanımcık" tabirinin açılımı da budur zaten.


Bir erkek için kadın, cennet içinde cennettir. Socrates'in "Ne pahasına olursa olsun evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz." sözündeki mutluluk, bahsettiğim cennete işaret etmektedir. 


Arkadaşınızın kadın olup olmamasının bir önemi yoktur. Kadınlık ve erkeklik sıfatları ancak tamamlayıcısı ile önem kazanır. Arkadaşınızın kadın olması önemli değildir, eşinizin kadın olması önemlidir; tabi siz bir erkek iseniz.


Kadında bedii, cemal, rahim,... diye başlayıp şöyle olur böyle olur demek istemedim. Böyle çay sohbeti havasında, teknik ve terminolojik kavramlara hiç girmeden hafifçe akan bir yazı olsun istedim.


"Kadın" ve "Kadın gibi" arasındaki farkı bilmek ancak "erkek" için önemlidir.